Kur’an-ı Kerim ve Sadat-ı Kiram

Genç Okur - Kur’an-ı Kerim ve Sadat-ı Kiram

Mehmet Ali Özkan

 

Müfessir âlimler Fâtiha suresini tefsir ederlerken pek çok cihetten açıklamalar getirmişler, bu surenin özünün “sırât-ı müstakîm” üzere bulunmak olduğu vurgusunu yapmışlardır. Nitekim ilk dönemin meşhur mutasavvıflarından ve kendisinden sonra gelen pek çok sufiyi etkilemiş olan İmam Kuşeyrî -rahmetullahi aleyh- “Letâifü’l-İşârât” adlı tefsirinde Fâtiha suresini açıklarken şöyle demiştir:

“Sırât-ı müstakîm, Kur’an ve sünnetin öğrettiği yoldur. Bidat yolu ise hakkında Kur’an ve sünnette hiçbir delil bulunmayan yoldur. Sırât-ı müstakîm, bizden önceki salihlerin takip ettiği yoldur. O yolda giden kimse gerçek tevhide ulaşır, Cenâb-ı Hakk’ın özel yardım ve ikramlarına nail olur. Çünkü o yol, Allah’a vâsıl olmuş evliya ve asfiyanın yoludur. Ayetin devamında açıklandığı gibi sırât-ı müstakîm, Allah tarafından kendilerine özel nimetler ihsan edilen; peygamberler, sıddıklar ve salihlerin yoludur. Gazaba uğrayanlara ve sapıtanlara gelince, onlar Cenâb-ı Hakk’ın hususi desteğinden mahrum bırakılmış, kendi haline terk edilmiş, kulluk edebini zayi etmiş, taatten kaçmış ve nefsinin elinde kalmış kimselerdir.”

 

Her neyi bulmuş isek…

İmam Kuşeyrî’nin -kuddise sırruhû- bu sözleri tasavvuf yolunun “sırat-ı müstakîme” yani Kur’an ve sünnete bağlılığını oldukça güzel özetlemiştir. Gerek zühd dönemi gerekse tasavvuf ve tarikat dönemlerinde yazılan eserlerde sıklıkla dile getirilen bu husus, sufilerin İslâm şeriatına olan bağlılıklarının somut delilidir.

Bilhassa Nakşibendî yolu, bu kökten beslenerek büyümüş ve yayılmıştır. Kur’an ve sünnete bağlılıları ile asırlardır ilim, irfan ve irşad yolunda insanlara büyük hizmetlerde bulunan Nakşibendî büyükleri; şeriatın temel prensibi olan; İslâm, iman ve ihlâs yolundan taviz vermeden duygu, fikir ve nizamlarını bu ölçüde muhafaza etmişlerdir. Hak ile batılı birbirinden ayırmak için ayet ve hadislerin emirlerini kendilerine düstur edinmişlerdir.

Hâce Yakub-i Çerhî -kuddise sırruhû- hazretleri “Risâle-i Ünsiyye” adlı eserinde Şâh-ı Nakşibend -kuddise sırruhû- hazretlerinden şöyle nakleder: “Biz her neyi bulmuş isek, Hak Teâlâ’nın fazl ve keremiyle birlikte, Kur’an-ı Kerim’in ayetleriyle ve Resulullah’ın -sallallahu aleyhi vesellem- hadisleriyle amel etmekle bulmuşuzdur. O amellerden; takvaya riayet etmekle, şeriat çizgisinde kararlılıkla ilerlemekle, sünnete göre amel etmekle, cemaat bilincine uygun davranışlarda bulunmakla ve bidatlerden sakınmakla netice talep edilir.”

Yazının devamı Genç Okur Kur’an-ı Kerim Eğitimi Özel sayısında…