Bir Fetih Ülküsü: Vatan İçin Yaşa!

Genç Okur - Bir Fetih Ülküsü: Vatan İçin Yaşa!

Mustafa Yıldız / Dosya

 

Fatihlerin torunları olmak hemen hepimizin şeref duyduğu bir meseledir. Ecdadımızla sık sık övünmeyi de ihmal etmeyiz hani. Neticede nice alınmaz denen kaleler alınmış, yenilmez denen komutanlar yenilmiş, yıkılmaz denen imparatorluklar yıkılmıştır. Dahası fethedilen her coğrafyaya adaleti, imarı ve huzuru götürmüştür dedelerimiz. Bu uğurda gerekirse canlarını da feda etmişlerdir, bu doğru. Ancak bugün zihnimizden uçup gitmiş önemli bir mesele daha var ecdadımıza dair: Onlar vatan için nasıl ölüneceğini bildikleri kadar vatan için nasıl yaşanacağını da bilmişlerdir. Evet, vatan için yaşamak… Peki, sen bunun nasıl bir şey olduğunu biliyor musun?

 

Bildiklerimizi nasıl unuttuk?

Batı(l) karşısında aldığımız askeri yenilgilerin en yıkıcı neticesi mağlubiyet psikolojisi olmuştur. “Nasıl yenildik?” sorusunu sormaya başladığımız anda sahip olduğumuz her şeyle hesaplaşmaya başladık. Yani, yalnızca askeri anlamda değil de bir bütün halinde yenildiğimizi düşündük. Meseleyi ileri götürenler inancımızın, ilmi geleneğimizin, ahlâkımızın kusurlu olduğunu iddia ettiler. Dolayısıyla eskiden sahip olduğumuz ‘insanlara iyiliği ve güzelliği götürme’ ülkümüzü tarihe gömdüler. “İyilik ve güzellik bizde olsaydı yenilmezdik” diyenler çoğaldı. Hakikatin böyle olmadığını bilenlerimiz ise dışlandı, zulme maruz kaldı. Fakat mücadele hiç azalmadı. Bir tarafta hakikati ve sahip olduğumuz değerleri hatırlamamız için çabalayanlar, diğer tarafta geçmişi bütünüyle yok sayanlar! Bu süreçte nice insan yaşadığı kimlik problemi yüzünden kayboldu gitti. Pek azı doğru yol üzere yaşadı ve hizmet etti. Ancak hâlâ hatırlamamız gereken, elimizi uzatıp faydalanmamız ve insanları nasiplendirmemiz gereken koca bir hazine/miras öylece duruyor.

 

Değerlerimize ne oldu?

Vatan, aslı itibariyle, kuru bir toprak parçası olmaktan çok uzaktır. Vatan toprağının asıl değeri ise, sahip olduğumuz en kıymetli varlığımız olan inancımız ve değerlerimizin yaşandığı yegâne mekân olmasından kaynaklanır. Bugün, inancımızdan bahsettiğimizde tam olarak neyi ifade ettiğimiz anlaşılıyor. Fakat değerlerimizden bahsettiğimizde büyük bir boşlukla karşılaşıyoruz. Değer dediğimiz şeyin, inancın hayattaki yansımaları olduğunu anlayamıyoruz. İnancın hukukta, ticarette, ilimde, toplumsal iletişimde, sanatta, mimaride; dahası insanla ilgili her meselede bir karşılığı olduğunu bilmiyoruz. Yalnızca bazı meseleleri ‘romantik’ bir şekilde dile getiriyor ve değerler nostaljisi yapıyoruz.

Yazının devamı Genç Okur’un Mayıs 2018 sayısında…