“Türkiye’de ‘Basın özgürlüğü yok’ Yaygaralarının Tam Karşılığı ‘Teröristleri Neden Yargılıyorsunuz?’dan İbarettir!”

Genç Okur - Hayatın İşleri

Salih Aras / Hayatın İşleri

 

30 yıllık deneyimiyle gazetecilik mesleğinin üstatlarından Mehmet abi. Klasik gazeteciliği görmüş ve dijital medyanın da içinde olan bu büyük ustayla başlıyoruz keyifli röportajımıza…

 

Sizce ülkede basın özgürlüğü var mı abi?

Basın özgürlüğü; haber, fikir ve düşüncelerin basın yoluyla serbestçe açıklanması olarak tarif edilen bir şey olarak tanımlanır. Bu konuda Avrupa ülkelerini çok geride bıraktığımız açıkça görülebilir. Fikirlerin açıklanması ile hakaret, suçluyu övmek, teröre destek, suç işlemeye teşvik gibi öğeleri birbirinden ayırmak gerekir. “Basın özgürlüğü yok” şeklindeki yaygaranın tam karşılığı, “Terörü destekleyenleri, ağır hakaret ve iftiracıları neden yargılıyorsunuz!”dan ibarettir.

 

Usta-çırak ilişkisinde yetişmiş bir gazeteci olarak gazetelerdeki ve gazetecilikteki değişimi anlatır mısınız?

Usta-çırak ilişkisi birçok meslekte önem taşır. Son 30-35 yıllık süreçte dünya, önceki yüzyıllardan çok daha hızlı bir gelişme yaşadı. Eskiden mekanik fotoğraf makineleriyle işimizi görüyorduk. Filmlerin gönderilmesi, banyo ettirilmesi, baskısı derken epey zaman geçiyordu. Şimdi ise fotoğraf makinesi kalitesinde fotoğraf çeken telefonlar var. Bu sayede fotoğraflar olay yerinden gazeteye gönderilebiliyor. İstersen internetten hemen yayımlayabilirsin. Fakat nitelikli gazeteciler azaldı. Gördüğüm kadarıyla, İletişim Fakültelerinde okuyan öğrencilerin Türkçe ile ilgili sıkıntılarının yanında; nizam, intizam problemleri var. Öğrencilerin önemli bir kısmı, o güne kadar hiç Türkçe dersi almamış gibi sınav kağıtları veriyor. Yazı sıfır, imla sıfır, içerik 0,5!

 

Bu değişimin avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Gazetelerdeki değişimi iki ayrı başlıkta değerlendiriyorum. Birincisi teknik gelişmeler. Diğeri ise içerik. Zaten gazetenin aslı burada. Her şey elimizin altında olmasına rağmen, altyapı olarak maalesef yeterli bir donanıma sahip değiliz. Kullanılan dilden, verilen fikirlerden, aktarılan konuların içeriğinden de bunu anlamak mümkün.

Röportajın devamı Genç Okur’un Mart 2018 sayısında…

Paylaş