Bekle ve Gör!

Yüce divan, korkunç silahlar ve zırhlarla kuşanmış siyahî yabancı askerlerle dolmuştu. O kalabalığın içinde, ölüm gibi bir sessizlik hüküm sürüyordu...

Genç Okur - Bi' Acayip Hayat

Bi’ Acayip Hayat / M. Fatih Çakır

 

Yüce divan, korkunç silahlar ve zırhlarla kuşanmış siyahî yabancı askerlerle dolmuştu. O kalabalığın içinde, ölüm gibi bir sessizlik hüküm sürüyordu. Sadece bu kalabalığın alıp verdiği nefeslerin sesi duyuluyor; ağır ve tiksindirici kan kokusu da burunları sızlatıyordu. Ancak bu koku, o an için kimsenin umurunda değildi.

İçeri doluşan askerlerin arasından iri cüsseli, altın miğferli ve türlü mücevherlerle süslü zırhıyla ciddiyetsiz görünümlü biri öne çıktı. Gelen yabancı askerlerin komutanı buydu. Bedrus ve askerleriyle beraber Filsuk, Bilge Vezir ve divandaki herkes şaşkın bir şekilde neler olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Bu sırada o koca cüsseli komik adam:

– Getirin şu zindan faresini, diyerek bağırdı.

Askerler ellerinde Mekri ile insan çemberinin ortasına doğru geldiler ve Mekri’yi yaka paça, orta yere fırlattılar. Adam,

– Anlat onlara ey zindan faresi, ben kimim ve neden buradayım, diye kükredi. Mekri,

– Efendim, siz yüce Dara’nın oğlu cesur Darab’sınız, dedi.

– Buraya nasıl ve neden geldim?

– Desteklediğiniz Bedrus’un askerlerinin saray kapılarında oklarla yok edildiğini gören gözcüleriniz bu durumu size bildirince, Bedrus’un beceriksizlik yaptığını ve bu işi başaramayacağını düşündünüz. Ve daha önce muhbirlerinizin keşfettiği gizli zindan geçidinden saraya, Bedrus’a destek olmak için girdiniz.

– Hahaha, ne güzel anlatıyorsun! Ey beceriksiz Bedrus, eğer ben zamanında gelmeseydim bu dost bildiğin hain, zindanda tüm askerlerini yok ettiği gibi kraliyet muhafızlarıyla seni de yok edecekti. Ne şanslısın ki tam zamanında yetişip hepsini kılıçtan geçirdim. Ama zindanı görme! Bildiğin kan deresi!

Hikâyenin devamı Genç Okur’un Nisan 2017 sayısında…