Bir Gün 25 Saat Olsa!

Genç Okur - Genç Yazar

Genç Yazar / Mümine Kızılırmak

 

Geceler gündüze, karanlıklar aydınlığa, insan da toprağa dönüyor zamanla… Asırlar geçiyor, çağlar atlanıyor, değişimin kendisi bile değişiyor fakat sonlar hep aynı yere çıkıyor. Mars’ta halay çeksek, Ay’da çiğköfte yoğursak bile başımızı koyduğumuz son yastık toprak olacak ve ömür dizisinin finalinde nerede, ne hal üzere olacağımız meçhul… Buna rağmen kendi hayatımızı uyuklayarak seyretmemiz de ayrı bir ironi!

 

Bir saniye!

Dünya ile Güneş arasındaki ilişkiye zaman adını vermişiz, su gibi geçtiğini belirtmeyi de unutmamışız. Ecelin bir vakti olduğunu, her saniye gelebileceğini de… Fakat hayat hız kazandıkça, saniyeler değer kaybetmiş, gözümüzde küçüldükçe küçülmüş; minicik saniyelerin yılları oluşturduğunu unutmuşuz. Tam tersi olması gerekirken… Zamanın akışına kapılmak, zamanı yönetmenin yerini almış. Malayani işler için harcamaktan gocunmamışız bu kısıtlı nimeti. Sonra bizden bir şey istendiğinde “zamanım yok” demişiz. Ödevleri yetiştirememiş, sınava çalışamamış, dedemizle bir çay içememişiz. Öyle harcamışız ki zamanı; zamanın sahibinin emirlerine bile itaat edecek zaman bulamamışız… Kim sorsa meşgulmüşüz, sanki dünyada tek bizim işimiz varmış gibi!

Yazının devamı Genç Okur’un Aralık 2018 sayısında…