Her Şey Ailede Başlar!

Genç Okur - Her Şey Ailede Başlar!

Dosya / Müzeyyen Yıldız

Anneciğim Sana Söylüyorum, Babacığım Sen Anla

En fazla iletişim kazasını, en yakınımız olan ebeveynlerimizle iletişim kurarken yaşarız. Bu tesadüf değildir fakat oldukça üzücüdür. Zaman zaman bunun nedenini sorgular ve bir süre sonra hep böyle olacağını kabullenmeye başlarız. Peki, bu doğru mudur? Sorunu tespit etmek bizi daha sağlıklı bir yerlere vardırabilir belki de. İşte, anne babamızla yaşadığımız iletişim kazalarının başlıca sebepleri ve yeni yaklaşım önerileri…

a) Yakınlık aynılık demek değildir!

Doğmadan önce başlar, hayat boyu da devam eder annemizle yakınlığımız. Hem fiziken hem ruhen başka hiçbir ilişki biçimine benzemeyen saflık ve kuvvetteki bu yakınlık bize kendimizle baş başayken nasıl rahatsak o rahatlığı yaşatır çoğu zaman. İnsan kendisinden çekinir mi? Allah’tan korkup da nefsimize göre davranmamak müstesna, burada söz ettiğimiz başka bir şey… Kendi kendimizi yanlış anlamaktan korkar mıyız örneğin veya gücenir miyiz kendimize? İşte, anne evlat yakınlığı da bir nevi ateşten gömlek… Olmasa donarız soğuktan, kendi başımızaymışız gibi tek parça olduğumuzda da yanarız.

Unutmamamız gereken şey, bizi bizden iyi tanıyıp daha çok seviyor olsalar da annelerimizin beklentileriyle, kendi dünyalarıyla ayrı birer insan olduklarıdır. “Aman üzmeyeyim, kırmayayım” diye tedbirle iletişim kurduğunuz kim varsa, anneniz için en az üç katını düşünmelisiniz. Bu kural belki ilk başta yorucu gelir size ama zamanla alışırsınız. Hem Peygamber Efendimizin -sallallahu aleyhi ve sellem- bir sahabinin “En çok kime iyi davranmalıyım?” sorusu için verdiği üç kere “Annene” cevabı, neden diğer insanlara göre üç kat daha fazla dikkat etmemiz gerektiği sorusuna da pekala cevap verir.

Dosya / Mustafa Yıldız

O Aile Hangi Aile?

Hemen her gün ailenin önemine dair cümleler duyuyoruz. “Aile toplumun temelidir”, “Her şey ailede başlar”, “Aile düzelirse toplum da düzelir” ve daha bunlar gibi niceleri… Peşinen kabul ettiğimiz ve bize mantıklı gelen bu cümlelerdeki ailenin “bizim ailemiz” olduğu hissini ise nadiren yaşıyoruz. Yani cümleleri anlarken “Bizim ailemiz, içerisinde yaşadığımız toplumun temelidir. Ailemiz gerçekten düzelirse, ailecek problemlerimizi çözersek ve olması gerektiği gibi yaşarsak, toplum da düzelecektir. Haydi öyleyse işe başlayalım!” diyemiyoruz. Peki ama neden?

Kapitalist aile modeli

Belki de bütün ezber cümlelerden önce bu soruya cevap aramak gerekir: Aile nedir? Öyle ya, doğru düzgün tarif edemediğimiz bir yapıyı nasıl düzeltebiliriz ki?

Kapitalist sistem, yalnızca pazar kurmaya odaklanmıştır. Bu nedenle kapitalist toplum anlayışı aileyi en küçük ekonomik birim olarak kabul eder. Yani aile ticari bir bakış açısıyla tarif edilir. Evli olan kadın ve erkek ekonomik hayatın ana aktörleri ve çocuklar da eğitim alarak ekonomik hayata katılması beklenen aday aktörlerdir. Annelik ve babalık oldukça siliktir bu anlayışta. Bu nedenle anneden ziyade kadın kavramı kullanılır. Yalnızca çalışan kadınlar için, çalışma hayatı sekteye uğramasın diye, çalışan anne kavramı türetilmiştir. Çalışma hayatını öyle bir düzenleyelim ki çocuk sahibi olması onu ekonomik hayatın dışına itmesin! Babalık ise neredeyse hiç zikredilmez. Nüfus cüzdanında yahut velayet ve mirasla ilgili davalarda gözümüze çarpar. Yılda birer kez hediye satmak için özel günleri vardır, hepsi bu!

Dosya / Selim Uğur

Anne-Babanın Değeri Nereden Gelir?

“Anne – baba” kelimelerini duyunca içimiz bir hoş olur. Bu iki kısa kelime sevgiye, fedakârlığa, hayata dair çok kıymetli duyguların hepsini birden gönlümüze doluşturuverir. Annemizin ve babamızın değeri asla ölçülemez ve hakları asla ödenemez. Öyle bilir ve öyle inanırız.

Şefkat timsalleri

Onlar karşılıksız severler bizi. Doğumumuzdan itibaren verdiğimiz tüm sıkıntılara göğüs gererler. Üstelik yaptıklarını başa kakmazlar. Allah’ın rahmetinin iki güzel tezahürüdür onlar. Ne kadar zahmet versek, üzsek de bize karşı her daim affı ve merhameti şiar edinmişlerdir. Şefkatlerinin pek çok misali vardır. Örneğin; annemizin bakışları, gece üstümüzü örtmesi, hastalandığımızda sabaha kadar uyuyamaması, dilinden düşmeyen duaları hep birer şefkat timsalidir; babamızın tembihleri, şakaları, kızmaları hep şefkatten ve sakınmadandır.

Anneler yufka yüreklidir. Sevgisi ve şefkati hemen kendini gösterir. Hele ayrılıklarda, şefkati yaş olup akar gözlerinden. Babalar ise görünenden daha fazla derununda şefkat taşır. Heves ettiklerimizi umulmadık zamanda alması, hafta sonu bizleri güzel vakit geçireceğimiz yerlere götürmesi, İslâmı sevelim, dinimizi öğrenelim diye bizi camiye, sohbete çağırması hep bu yüzdendir. Onları anlatmaya sayfalar yetmez. Fedakârlıkları saymakla bitmez.

Dosya / Psk. Dan. Kadriye Kadıoğlu

Aile Büyüklerinin Karakter Gelişimine Etkisi

İnsan kendi kendine yetebildiği gibi mutlaka kendisini eğitecek diğer insanlara da ihtiyaç duyar. En önemlisi de aile eğitimidir. Çünkü aile, eğitimin başlangıcı, yani temelidir. Ebeveyn ile ilişkiler de bireyin kişiliğinin oluşmasını etkiler. Kişinin davranış ve duygu yönünden gelişmesinde bu yapının rolü kuvvetlidir. Ebeveynlerin kişilik özellikleri, eğitim durumları, meslekleri, zekâ ve akıl düzeyleri, sosyal statüleri, kültürleri karakterimizi etkileyen önemli faktörlerdendir.

Karakter nedir?

Karakter; sizi siz yapan, yanınızdaki veya etrafınızdaki diğer insanlardan ayıran, sizi oluşturan ve zamanla geliştirdiğiniz özellikler bütünüdür. Karakter yapılanması bireyin doğumundan ölümüne kadar olan hayat sürecinde sürekli olarak devam eder. Bu süreçte birey, etrafındaki diğer bireylerden, olaylardan ve içinde bulunduğu toplumun değerlerinden etkilenir ve bunların doğrultusunda karakterini yapılandırmaya devam eder. Karakter; bireyin ilgi, tutum, davranış, yetenek, konuşma stili, tepkileri, dış görünüşü ve çevreye sağladığı uyumun tamamıdır. Bu nedenle karakter yapılanması, bireyin gerçek bir ‘birey’ olması ve bu şekilde devam etmesi için çok önemlidir.

Dosya yazılarının devamı Genç Okur’un Aralık 2018 sayısında…