Gidemeyenlerin öyküsü

Genç Okur - En Az Okunan Sayfa

 

Tatil başları bütün pencereler dışarıyı gözetleyen çocukların nefesleriyle buğulanırdı. Az sonra bahçe kapısından girecek bir yakınını bekleyen çocuklar, cama yansıyan buharlara her zaman dışarı vuramadıkları özlemlerini, hayallerini nakşederdi.

Bir de camlara yanaşamayanlar vardı. Onlar, camları buğulandırmak için arkadaşlarının gitmesini beklerdi. Nefesleriyle değil belki, gözyaşlarıyla… O gün orada beklemelerinin sebebi geri dönmek zorunda kalacak arkadaşlarını bir ev sahibi nezaketiyle uğurlamaktı, o kadar. Nasılsa gidecek bir yerleri yoktu ve bir teselli ikramiyesi olan yaz kamplarının tarihlerini bekleyeceklerdi.

Gidenler, geride bıraktıkları arkadaşlarından habersiz, çoğunlukla köylerine giderlerdi. Bir deniz yahut havuz görmeleri mümkün değildi. En iyi ihtimalle köydeki çocuklarla oynanacak oyunlar, çobanlara yapılacak yoldaşlıklar, tarlada çalışanlara yapılacak ufak yardımlar, köy çeşmesinden taşınacak sular vardı onları bekleyen. Basitti belki ama gidemeyenlerin asla gerçekleşemeyecek hayaliydi bütün bunlar.

Gidemeyenler, yani gidecek bir yeri olmayan çocuklar… Anne babası olmayan, akrabaları tarafından ağırlanmayan yahut hiçbirinden hiçbir zaman haberi olmamış olanlar… Onlar için aile, içlerinde hiçbir zaman dolmayacak bir boşluğun ve gelecekte kurulmasını umdukları sıcak bir yuvadaki başrolün adıydı.

Onların öyküsü, hayatım boyunca başvuracağım bir değerlendirme ölçütünü hediye etti bana: Yokluk. Herhangi bir şeyin ne kadar kıymetli olduğunu anlamam için, o şeyin yokluğunu düşünmem fazlasıyla yeterli oldu şimdiye dek. Ailemin yokluğu mu? Bu kardeşlerimi tanıdıktan sonra bunu düşünmeye cesaret bile edemedim.

 

Paylaş