Dost Diye Nicesine Sarıldın?

Genç Okur - Dost Diye Nicesine Sarıldın?

Dosya / Sıddık Sarıdağ

Gerçek Dost Kimdir?

Her insan için dost, hava kadar önemli bir ihtiyaçtır. Bilhassa gençlik zamanlarında… Bu dönemde anne babadan çok dostlarını arar insan. Her haliyle özenip bezenebileceği, dertleşebileceği, ortaklaşabileceği, eğlenebileceği dostlarını… Ama böyle dostlar nerede?

Dost seçerken ölçü

Dostluklar ikiye ayrılır: Hayır üzere olan ve şer üzere olan. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi vesellem- “Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin” buyurarak bu meselenin önemini açıkça bildirmiştir bizlere. Bu nedenle belirli ortaklıklara binaen kurulan arkadaşlıkların neticesini küçümsememek gerekir.

Çünkü “Üzüm üzüme baka baka kararır” misali dostlar birbirlerinin ya huyundan ya suyundan illaki bir şeyler kapacaktır. Yani seçeceği bu dost ya dünya ahiret felaketine sebep olacak ya da kurtuluşuna… O yüzden hem dünyasını hem de ahiretini düşünen bir insan, dostunu iyi kimselerden seçmelidir.

 

Dosya / Psk. Dan. Kadriye Kadıoğlu

Aile ve Arkadaş Dengesi Nasıl Sağlanır?

İnsan, tabiatı gereği tek başına yaşayabilen bir varlık değildir. Kendisi gibi düşünen, anladığını ve anlaşıldığını hissettiği kişiler olmasına ihtiyaç duyar etrafında. Bu ihtiyacını da kendisine en çok benzeyen, kendisiyle en çok ortak noktaya sahip kişilerle karşılamak ister. Kan bağı, benzemek ve ortak noktalara sahip olmak bakımından başı çekse de sosyalleşme serüvenimizde özel bir tür bağ daha keşfederiz: Arkadaşlık. Her biri diğeri kadar özel ve anlamlı olan bu bağları birbirine dolaştırmadan kurmak ise maharet ister.

Mutsuzluğun sosyal nedeni

Mutlu olmak bir amaç olmasa da önemli bir durumdur. Bu yüzden adına “mutluluk araştırmaları” yahut “memnuniyet araştırmaları” denen birtakım ölçümlemeler zaman zaman yapılır. E, huzur önemli neticede! İşte yapılan bu araştırmalar gösteriyor ki mutsuz ve başarısız gençlerde iki ortak ve temel neden bulunuyor: Zayıf aile bağları ve yanlış arkadaşlıklar. Belki de biri diğerinin nedenidir. Öyleyse ikinci yanlışa neden olan ilk yanlış üzerinde durmakta fayda var.

 

Dosya / Mustafa Yıldız

Sınırını Belirle, Sonra Üzülme!

Dostluk denince herkes kendi dostlarını anlasa da zihinde istemsizce canlanan tablo iki olgun insanın dostluğudur aslında. Çünkü dostluğun arkadaşlığa göre biraz daha ağır bir tarafı vardır. Ciddi bir meseledir yani… O ciddiyet içerisinde derin bir samimiyet, yüce bir anlayış, ketum bir sırdaşlık ve diğerkamlık saklıdır. Nadir mücevherleri saklayan bir hazine sandığı gibi düşünebiliriz dostluk denen şeyi. Fakat içindekiler kullanıldıkça, paylaşıldıkça eksilmez, çoğalır. Bu nedenledir ki çocuk oyuncağı gibi düşünemeyiz onu. Çocuk mücevherden ne anlar ki!

Önce arkadaşlık, sonra dostluk

Dostluğun insanın olgunluk dönemiyle ilişkilendirilmesi boşuna değildir esasında. Çünkü dost olacak kişinin birtakım sınavları geçmiş, birtakım bedeller ödemiş olması gerekir. Gençliğin belli belirsiz doğası, bu konuda gereken güveni bir türlü veremez. Çünkü henüz ne iddialarla ne önyargılarla ne de beklentilerle yüzleşme gerçekleşmemiştir. İddialar kurudur, önyargılar fazla ve katıdır, beklentiler ise hayal kırıklıklarıyla tanışık değildir. Bu nedenle, bu yüksek duvarı aşıp da dostluk denen güzelliklerle dolu bahçeye girmek mümkün olmayacaktır. Denebilir ki gençlik yıllarında herkes kendi muhteşem bahçesinin önünde bir set gibidir. Ne başkası o bahçeye girer ne de kendisi… Gelen herkes karşısındadır önce, yanına gelmek için kabul edilebilir bir bahaneye ve zamana ihtiyaç vardır.

İnsanların benzer tabiatta olmaları onları birbirine yaklaştırır. Bazen de ihtiyaçlar ve zorunluluklar bu yakınlaşmayı tetikler. Bunlar iyi birer bahanedir. Zaman ise güven ortamının oluşması için gereken süreden başkası değildir. Yan yana sağlıklı bir şekilde durabilmek, yürüyebilmek için gerekli olan güvenin ortaya çıkması, tanış olmayı, arkadaş olmayı gerektirir. Dostluk bundan sonra başlar. Ama önce bir arada olmanın, tanış olmanın, arkadaş olmanın hakkını vermek gerekir.

 

Dosya / Sedat Bayraklı

Gerçek Dostlukları Öldüren Rüya: Sanal Âlem

İçinde yaşadığımız zaman dilimini şu iki kavram şekillendiriyor: Hız ve haz. Hem hızlı yaşamayı hem de haz almayı öğütleyen modern hayat sistemi içerisinde yavaş olan her şey hayatımızdan uzaklaşıyor. Özellikle geleneksel duyarlılığın baskın olduğu toplumlarda bazı değerlerin süratle aşınmasında etkili olan bu anlayış, belli bir süre sonra insanın kendisine, çevresine, ailesine, dostlarına, milli ve manevi değerlerine yabancılaşmasına neden oluyor. Elbette yabancılaşmanın yalnızca hazza dayalı ve hızlı yaşama isteğinden neşet ettiğini söylemiyoruz. Ancak ne kadar etkili olduklarını anlamak için bile biraz yavaşlamaya ihtiyacımız olduğu muhakkak…

Dünyanın yabancısı yeni insan

Günümüz toplumunda hız tek başına değerlidir. Hızlı araçlar, hızlı çözümler, hızlı bağlantılar… Her şey bu kadar hızlıyken en çok zararı kişisel hikâyelerimiz görüyor. Çünkü hız, en başta, bir hikâyenin sütunlarını oluşturan şeylerin hayat bulmasını engelliyor. Durup dinlenmek, dostlarla sohbet etmek, arkadaşlığın tadını çıkarmak, güzel bir manzarayı keyifle seyretmek, bir tarihî mekânı hafızaya nakşetmek hıza dayalı verimi düşürdüğü için günlük hayatımızda kendisine pek de yer bulamıyor. Fiziksel olarak -nadiren de olsa- yer bulsa bile zihinsel olarak bulamıyor. Çünkü arkadaş meclislerinde, dost sohbetlerinde, aile ortamlarında oturan insanlar mobil cihazlarına bağlanarak, hayatın daha hızlı aktığı, hız beklentimizin tam olarak karşılık bulduğu sanal mecralarda kaybolmaya devam ediyor. Bu süper hızlı sanal âlem, bizleri kendi dünyamızda birer yabancıya dönüştürürken dostlukların ve arkadaşlıkların da sanal olmasına, sanal olarak kalmasına neden oluyor. Oysa dostluk/arkadaşlık dediğimiz şey sanal âlemlerde kazanılıp korunacak yahut harcanacak bir şey değildir.

Yazıların devamı Genç Okur’un Kasım 2018 sayısında…