Gelecek Teknolojileri Nasıl Gelecek?

Genç Okur - Gelecek Teknolojileri Nasıl Gelecek?

Dosya / İbrahim Halil Aslan

Gelecek Teknolojileri Nasıl Bir Gelecek Öngörüyor?

Bilim felsefecilerine göre insanları bilimsel çalışma yapmaya teşvik eden iki temel motivasyon vardır. İlki yaşamı güvenilir ve rahat kılma amacıdır. Yani bilimle dünyaya hükmetmek ve dünyayı kendi ihtiyaçları doğrultusunda kolayca kullanmak… İkincisi ise dünyayı ve evreni anlama çabasıdır. Ama bana sorarsanız her ikisi de bilimin temel motivasyonudur. Yani hem evreni ve dünyayı anlamak hem de dünyadan başlayarak elimizin eriştiği her yere hükmetmek istiyoruz.

 

Bilimin kökeninden geleceğin teknolojisine

Bilimin tarihsel yolculuğu izlendiğinde genel hatlarıyla dört safha çıkar karşımıza. Mısır ve Mezopotamya uygarlıkları, eski Yunanlılar, müslüman bilim adamları ve Rönesans sonrası modern bilim. Mısır ve Mezopotamya halklarının bilimle ilişkisi gündelik hayattaki teknik becerilerden ibaretti. Avcılık, tarım ve diğer gündelik yaşam faaliyetlerini kolaylaştırmak için kullanılan bu yöntemler, bilimin ilk adımları olarak kabul edilir. Fakat burada dünyayı anlama çabası yoktur. Eski Yunanlıların ilk dönemlerinde ise tam aksine fayda amaçlı bilimsel çalışma yapmak ayıp kabul edilirdi. Bilimin tek amacı doğayı anlamak olmalıydı. Sonraki süreçlerde yine fayda odaklı bilimsel çalışmalar yapıldı ve bu iki yaklaşım modern bilimlerin doğuşuna kadar zıt anlayışlar olarak süregeldi. Anlam arayışı felsefeyi güçlendirirken fayda arayışı ise teknolojiyi doğurdu.

 

Dosya / Mustafa Yıldız

Acilen Kulluk Merkezli Bir Teknoloji!

Savaş Barkçin bizleri sadaka taşındaki teknolojiyi incelemeye davet ediyordu. Oysa ben, sadaka taşının teknolojik bir ürün olduğunu daha önce hiç düşünmemiştim. Eğer Savaş abi söylemese, muhtemelen aklıma da gelmezdi.

Neymiş peki bu teknoloji? Bir kere, sadaka taşının ebatları oldukça ergonomik… Yani sadaka taşındaki oyuğa elinizi uzattığınızda zorlanmıyor, eğilmiyor, bükülmüyorsunuz. İkinci olarak, bir elin içerisine rahatça girebileceği, bir şeyler bırakıp alabileceği bir iç hacme sahip. Son olarak, etrafı kapalı. Dolayısıyla eli içeride olan insan bir şey mi alıyor yoksa bir şey mi bırakıyor, gören gözlerin bunu anlaması mümkün değil. Yani alana da verene de saygısı olan, mahremiyet açısından zarar vermeyen bir teknoloji.

Bitti mi? Elbette hayır. Bu teknolojik ürünün işlevi herhangi bir karmaşaya mahal vermeyecek kadar açık. O bir sadaka taşı. Mesajı da gayet açık değil mi? Göz önünde durmasıyla insanları yardımlaşmaya sürekli bir biçimde çağırıyor. Herkesin oradaki paraya ihtiyacı olabileceğini anlatıyor. Herhangi bir memura ve zabıtaya ihtiyaç duymadan herkese güvendiğini bildiriyor. Dolayısıyla hem işlev hem tasarım hem de mesaj olarak bir bütünlük arz ediyor. Neticede bir kültür inşa ediyor, kültürel bir ortam sunuyor. O kültürü ve o ortamı özlüyoruz gerçekten, gelgelelim üretmek için herhangi bir çabaya da girmiyoruz.

 

Dosya / Muhammed Şansal

Yapay Zekâ Dünyayı Ele Geçirebilir mi?

Rahatına çok düşkün olan insanoğlu, geçmişten bu yana hep kendi işini başkasına yaptırmak için türlü yollar bulmuştur. Son dönemlerde hem dünyada hem ülkemizde tartışılagelen yapay zekâ için kimileri insan gücünü azaltacağını ve bu nedenle işsizliğe yol açacağını, kimileri ise insanoğlu için büyük kolaylıklar ve fırsatlar doğuracağını öngörüyor. Bakalım iş nereye gidiyor…

 

Tam olarak nedir bu yapay zekâ?

Yapay zekâ en genel tanımıyla, bilgisayarlara yüklenen kodlar sayesinde bilgisayarların  insan gibi davranma, sayısal mantık yürütme, hareket etme, konuşma ve ses algılama gibi birçok yeteneğe sahip olmalarını sağlayan donanımsal sistemler bütünüdür. Daha basit ifadeyle yapay zekâ, bilgisayarların insanlar gibi düşünmesini sağlayan sistemdir. Yani yapay zekâ ile kodlanmış bir bilgisayar, kendisine yöneltilen soruya cevap verirken kendi veritabanına yüklenen bilgiler arasından yazılım algoritmasına göre en doğru cevabı seçebilir. Günümüzde ‘makine öğrenimi’ ve ‘derin öğrenme’ kavramlarını da kullanabilen yapay zekâ uygulamaları kendisine verilen bilgilerden yeni çıkarımlar yaparak daha derin bilgileri kendi yazılımları sayesinde oluşturabilmektedir.

 

Dosya / Muhammet Emin Oyar

Beyaz Perdeden Günümüze Yansıyan Teknoloji

Bilim kurgu filmlerinde yer alan ve -o gün için- olağanüstü olarak görülen şeyler hep ilgi çekmiştir. Olağanüstü şeyler zaten hep ilgi çeker fakat işin bilimsel bir yönünün olması, gerçeklik ihtimalini artırır. “Bu filmler teknoloji üretildikten sonra mı çekiliyor, yoksa bu teknolojiler filmlerden esinlenerek mi üretiliyor?” sorusu ise tam bir muammadır. Gelgelelim bazı filmlerde yer alan teknolojik unsurlar gerçek hayatta yer bulmaya başladı bile. Bu durum bilim kurgu seven insanları heyecanlandırsa da bazılarını korkutuyor. Çünkü filmlerde yer alan teknolojilerin çoğu beraberinde felaketleri de getiriyordu.

 

Düşünce gücün ne kadar kuvvetli?

Bilim kurgu filmlerinde sık rastladığımız olaylardan biri düşünce gücüyle bir aleti, makineyi ya da robotu yönlendirmektir. Bruce Willis’in başrolünde olduğu bir filmin konusu da tam olarak buydu. İnsanlar bir makineye bağlanarak yattıkları yerden kendi suretindeki robotları hareket ettiriyor ve sanki kendileriymiş gibi gündelik hayatlarına devam ediyorlardı. Tabi daha sonra işler sarpa sarıyor ve ortalık karışıyordu. Bunun gibi sahnelere daha birçok filmde denk gelmişsinizdir.

Gerçek hayata döndüğümüzde, günümüzde bu teknolojiyle ilgili yapılan çalışmaların hız kazanmış olduğunu görüyoruz. Bu çalışmalar henüz filmlerdeki seviyeye ulaşmasa da yakın bir zamanda tasarlanan neticeleri verebilir. Yani kumanda, klavye gibi kontrol cihazları için antikacı yolu görünüyor, diyebiliriz.

Gelelim bunun nasıl mümkün olduğuna… Düşüncelerini bilgisayara aktarabilen Stephan Hawking’i hepiniz biliyorsunuz. Birkaç yıl önce de elleri ve ayakları tutmayan felçli bir kadın, beynine yerleştirilen bir çiple robot kolu hareket ettirmeyi başardı. Dahası yeme-içme ve tokalaşma gibi gündelik işlerini yapmaya başladı. Bugün bu örneklerin çoğaldığını görüyoruz.

 

Dosya / Dr. Güzin Zeynep Doğanyer

Sağlık, Teknolojiye mi Emanet?

Genç okurlar! Her şeyin hızla değiştiği bir çağdayız artık. Teknolojik gelişmelere ayak uydurabilmek hayli zor bir hal aldı. Artık hayatımıza dair tercihleri yaparken teknolojik kriterleri göz önüne alır olduk. En iyi bilgisayar sistemleri, en yeni uygulamalar hangi okuldaysa o okulu tercih ediyor, internet erişimi olan restoranlarda yemek yemeyi istiyor, en yeni cihazlar hangi hastanelerde bulunuyorsa oralardan hizmet almayı uygun buluyoruz.

 

Peki bu doğru mu?

Çevremizin teknolojiye göre şekillenmesini bekliyor oluşumuz garipsenecek bir durum değil. İnsanoğlu tarih boyunca yaşadığı çevre şartlarına uyum sağlamaya çalışmış çünkü. Yani bizler için adaptasyon sürecinin asla sona ermeyeceğini söyleyebiliriz. Doğadaki tüm canlılarda durum bu şekilde. Hayatta kalmak istiyorsan çevrene uyum sağlaman şart.

Yazıların devamı Genç Okur’un Şubat 2019 sayısında…